Ahmet Arpad'ın Gülen yazıları

"Sütçü beygiri mi, yarış atı mı?"

CUMHURİYET, 14 Eylül 2014
STUTTGART
AHMET ARPAD


Kısa süre önce "Questions and Answers on the Gülen Movement" adlı çalışması Almanca'ya çevrilerek Main-Donau Yayınevi'nce yayınlanan Dr. Muhammed Çetin kitabını Stuttgart'ta tanıttı. Çoğunluğu tesettürlü genç kadınlardan oluşan yaklaşık 40 izleyicinin katıldığı toplantıda okuma yapması beklenen Çetin sadece konuştu, cemaatten söz etti. Baştan sona İngilizce konuşan Çetin'e toplantının sonunda tesettürsüz bir bayan: "Yabancı ülkelerde Gülen okullarına sınavla sadece elit öğrencilerin alındığı doğru mu?" diye sordu. Genç bayanın sorusuna tek bir yanıt olabilirdi. Ne de olsa Asya ve Afrika ülkelerindeki bu okullara elit ve üst düzey kesimin çocuklarını gönderdiği bir sır değil. Bir zamanlar 'namlı şanlı' politikacılarımızın bu okulları övmek için birbirleriyle yarış ettiğini hepimiz biliyoruz. Yine de eski AKP'li milletvekilinin bu soruya yanıtı ne olacak diye merak etmedim değil! Çetin'in dudaklarında önce hafif bir gülümseme belirdi. Genç kıza haklı olduğunu söyledikten sonra: "Yurtdışındaki Gülen okullarına talep çok" diye konuştu. "Okula ancak sınavla öğrenci alınıyor. Tabii elit öğrencilerin bu sınavı kazanması çok doğal. Bu okullara en başarılı öğrenciler alınıyor." Sonra ilginç bir örnek verdi. "Bakın, bir sütçü beygiri vardır, bir de yarış atı. Sütçü beygiri kapıdan kapıya gider, beş metrede bir durur. Yarış atı ise ok gibi fırlar ve hızla hedefe ulaşır. Siz olsanız hangisini alırsınız?" Tesettürsüz genç kadın, sanırım Alman'dı, yanıt vermedi. Sustu. Çetin: "Genç nesli aydınlatmak bizim görevimiz!" sözleriyle konuşmasını bitirdi.

Bir süredir tanıştığımız, Almanya'daki ve yurt dışındaki Gülen okullarıyla 'ışık evleri' üzerine bilimsel çalışmaları olan bir Alman etnoloğu bu toplantının ardından aradım ve Çetin'in söylediklerini aktardım. "Haklı" oldu ilk sözü. "Özellikle Afrika ve Asya ülkelerindeki Gülen okullarına aileleri zengin olan elit öğrenciler alınıyor." Etnolog tanış 'ışık evleri' için de şöyle konuştu. "En çok Berlin'de etkinler. Başkentte yirmi beş civarında 'ışık evi' var." Söylediğine göre bunlardan on altısında kızlar kalıyormuş! "İdeolojilerine yakın olanlarını ağabeyler ve ablalar akşam sohbet toplantılarında ve ortak gezilerde yanlarına çekiyor." Bir süre önce aynı soruyu Berlin'in tanınmış cemaatçilerinden, üniversite yıllarında bir 'ışık evi'nde kaldığını, yöneticisi olduğu FID adlı derneğin onur başkanlığını Gülen'in yaptığını her yerde övünerek anlatan Ercan Karakoyun'a da sormuştum. Yanıtı pek doyurucu olmamıştı: "Sayılarını bilmiyorum..." Berlin'de bu yıl kurulan Diyalog ve Eğitim Vakfı'nın da başına geçen Karakoyun bir kaç yıl önce "Gülen Hareketi Almanya'nın Şansı" başlıklı yazısıyla dikkatimi çekmişti. 2010 yılında Münih'in çok görkemli bir salonunda düzenlenen "Müslümanlar yola çıktı" adlı Gülen konferansında yaptığı, ancak tümünü not edemediğim konuşma metnini yollama ricamı "Siz Hocaefendi'yi eleşitiren yazılar kaleme alıyorsunuz" diyerek redetmişti. Geçmiş yıllarda olduğu gibi bugün de cemaatçı kuruluşlardan doyurucu bilgi almak pek kolay değil. Ya sorularınıza hiç yanıt vermiyorlar, ya da "niçin soruyorsunuz?" dedikten sonra kısa bir yanıtla geçiştiriyorlar. Gülen'i Almanlara her fırsatta "Türk bilim adamı" diye lanse eden cemaatçilerin 2014'de kurduğu Diyalog ve Eğitim Vakfı'nın internet sitesi 'diyalog, tolerans, karşılıklı anlayış, düşünce ve din özgrlüğü, demokrasi, barış, kadın ve erkek eşitliği' gibi güzel sözcüklerle dolu. Hocaefendi'nin vakfın açılış törenine yolladığı mektup Zaman'da yayınlandı: "…Hakiki insan bir muhabbet adamıdır. O herkese ve her şeye şefkatle yaklaşır. Çocukları geleceğin tomurcukları gibi okşar ve koklar. Gençlere yüksek hedefler göstererek onlara ideal insan olmalarını salıklar. Yaşlıları en içten bir saygı ve hürmetle onore eder. Herkese karşı mutlaka bir diyalog yolu araştırır ve engin vicdanında her insana bir yer ayrılır."
Gülenci kuruluşların danışma kurullarına aldıkları, konferanslara çağırdıkları bilim adamları, politikacılar, gazeteciler, profesörler var. Son aylarda Alman medyasında çıkan Gülen hareketini eleştiren yüzlerce yazıyı, değişik TV kanallarının Gülen olayına eleştirisel eğilmesini, verilen soru önergelerini bu 'uzman danışmanlar' - bir kaçı dışında - pek ciddiye almadı. Görüşlerini sorduklarımız hareketin çalışmalarını onayladıklarını söyleyip, görevlerine devam ettiler. Almanya'nın ünlü bir üniversitesinde ders veren bir profesörün: "Gülen hareketinin yaptığı 'Säkulare Prophetie' (dünyevi kehanet)" açıklaması çok ilginç! O zaman Hocaefendi de 'dünyevi kahin' mi oluyor? Bu gibi konular da başka bir yazıya kalsın...

********************************************************************************

Almanya soruyor: "Gülencilerin amacı ne?"


Cumhuriyet, 6 Nisan 2014
STUTTGART
AHMET ARPAD

 
Etkinliğin yapılacağı salona girerken yanından geçtiğim masanın üzerinde duran Türkçe bir gazete dikkatimi çekiyor. Alıp, şöyle bir karıştırıyorum. Az sonra başlayacak etkinlik için tam sayfa ilan verilmiş: Alman-Türk Kültür Olimpiyatı! Ortasında kocaman bir fotoğraf, Alman yöresel giysili, siyah saçlı iki kızla, kısa deri pantalonlu sarışın bir oğlan çocuğu. Salona girerken yanıma Muammer Akın geliyor. 1997'den bu yana tanışıyoruz. Stuttgart'ta, Halil Şimşek Hoca'nın başını çektiği Gülen hareketinin temellerini atan gençlerden biriydi. Ayaküstü sohbetimizin ilk konusu Türkiye'de yaşananlar. Muammer, başbakanımıza öfkeli. Ona Erdoğan'ın şu sözlerini anımsatıyorum: "Bak Türkçe Olimpiyatları yapıyorlardı ne güzel. Artık bitti iş. Artık Türkçe olimpiyatları yapamazlar…" Muammer'in yanıtı: "O zaman biz de büyük finali Almanya'ya alırız!" oluyor. Şaka mı yapıyor, yoksa ciddi, mi, anlayamıyorum. Ve az sonra etkinlik başlıyor. Salonda iki bin kişi var. En ön sırada oturan bir kaç Alman yerel politikacının dışında hepsi de bizim vatandaş! Genç kızlarla, genç oğlanlar şarkılar, Anadolu türküleri, halk dansları, şiirler sunuyor. Hoparlörler sonuna kadar açılmış. Sunucu Ümit de konuşmuyor, bağırıyor. İzleyenleri coşturmak istediği belli. Az önceki etkinlik reklamında gördüğüm Alman yöresel giysili çocukları arıyor gözlerim. Yoklar. Çoğu başı kapalı kızların üzerindeki giysiler Anadolu'yu anımsatıyor gibi. Biraz tuhaf. Bir şiirle, bir şarkı dışında sunulanların tümü Türkçe. Çocuklar tutuk, disiplinli, vücutları kaskatı, gülümseyeni çok az. İçlerinde tek coşkulusu "Anadolu Benim" şarkısını söyleyen Elefterious Vassiliadis! Olimpiyat'ı düzenleyen Türk-Alman Eğitim Derneği sorum üzerine salon kirasının 16 bin Avro olduğunu açıkladı. Bir saat on beş dakikalık etkinlik için!
Almanya'da Gülen Hareketi konusuna son aylarda Der Spiegel ve Alman televizyonu ARD'nin yanısıra ülkenin tanınmış büyük gazeteleri de iyice el attılar. Özellikle Gülen hareketine sürekli eleştiriler yöneten ünlü Der Spiegel dergisinin Türkiye ve cemaat deneyimli yazarı Maxmilian Popp, Hareket'in Almanya'da İslami öğeleri ağırlıklı bir Türk milliyetçiliğine yöneldiğinin üzerine basıyor. Yaşamının üç yılını Türkiye'de geçirmiş, Bilgi Üniversitesi'nde uluslararası hukuk ve politika üzerine öğrenim görmüş olan Popp 2012'de Der Spiegel'de yayınladığı "Mayfa Babası" başlıklı 4 sayfalık yazısıyla cemaati öfkelendirdiği gibi bir çok Alman okurun da gözünü açmıştı. O günden bugüne cemaat ve Hocaefendi Alman medyasının ilgi odağı oldu. Hemen hemen hepsi de eleştirisel yazıların, haberlerin, filmlerin, radyo röportajlarının ardı arkası kesilmeyecek gibi. Gazeteciler okullarının, dersanelerinin, derneklerinin, öğrenci yurtlarının kapılarını çaldılar. Sorularına ender doyurucu yanıtlar aldılar. Almanya'nın ünlü gazetelerinden Frankfurter Allgemeine geçenlerde cemaatin ileri gelenlerinden Ercan Karakoyun'a sormuş: "Alman polisine Gülenci Türk asıllı polislerin sızdığı iddiası var, ne diyorsunuz?" Yanıt alamamış. Türkiye'deki son gelişmelerden etkilenmiş olan Almanya Gülen cemaatinin önde gelenleri bir değişim geçirmelerinin gerektiğinin farkına varmış gibi. Ancak şimdilik değişen tek şey dernek isimleriyle yönetimcileri! Abdullah Aymaz yeni kurulan "Diyalog ve Eğitim" adlı bir vakfın denetleme kurulunda. Vakfın başkanı Karakoyun'a Stuttgart'taki bir toplantıda: "Bir süre önce Türk basını Aymaz'ın Hocaefendi'nin yerine geçeceğini yazmıştı" dediğimde "Hayır, yok öyle bir şey!" diye karşı çıkmıştı. Otuz beş izleyici karşısında yaptığı konuşmasında sık sık diyalogtan, toleranstan, karşılıklı anlayıştan, düşünce ve din özgürlüğünden, demokrasiden, barıştan, kadın ve erkek eşitliğinden söz etmişti. Toplantıya türbanlı bir kaç kadın da katılmıştı. En arka sırada oturuyorlardı!
Alman medyasının cemaati eleştirmeye başlaması artık çoğu politikacının da gözünü açmış gibi. Berlin'de Sol Parti, Stuttgart'ta Hıristiyan Demokratlar (CDU) verdikleri soru önergeleriyle dikkatleri çektiler. Çoğunluk sınırsız şeffalık talep ediyor! Görüştüğüm politikacılar "konunun üzerine sürekli gideceğiz" diyor. Kuzey Ren Vestfalya İçişleri Bakanı Ralf Jaeger kısa süre önce yaptığı açıklamayla Erdoğan'la Gülen arasında yaşanan depreme dikkatleri çekti. Onun hemen ardından Ren-Pfalz Eyaleti İçişleri Bakanı Roger Lewentz, Federal İçişleri Bakanı'ndan Gülen hareketinin tüm Almanya çapında çalışmalarının izlemeye alınmasını talep etti. Yine aynı günlerde Baden-Württemberg Anayasayı Koruma Örgütü yaptığı bir açıklamayla, Gülen'in görüşlerinin inanç özgürlüğü ve özgür demokrasinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığını ve yakın gelecekteki çalışmalarında bu konuya ağırlık vereceğini belirtti. Fethullah Gülen'in geçmişte Almanya'da dağıtılan bazı yayınlarında "özgürlükçü demokratik düzenle çelişki içinde" olduğuna da dikkatleri çekti. Baden-Württemberg Anayasayı Koruma Örgütü'nün 3-4 ay sonra Eyalet Meclisi'ne yeni bir "Gülen Hareketi raporu" sunması bekleniyor.

********************************************************************************

Almanya'nın eğitim gettoları..!

Cumhuriyet 27.01.2013
STUTTGART
AHMET ARPAD


Stuttgart'ta hava kapalı. Yağmur çiseler gibi yapıyor, fakat bereket versin arkası gelmiyor! Fethullah Gülen'i sevdiklerini söyleyenlerin Stuttgart'ta yeni inşa ettiği okul binasının açılış töreni az sonra başlıyor. Yol yürü yürü bitmiyor. Eyalet başbakanı Kretschmann, büyükkent belediye başkanı Schuster, İstanbullu meslektaşı Kadir Topbaş ve Hakan Şükür bu törenin şeref misafirleri! Neyse salona vardık. Gülensever'lere 2004'te açtıkları okul küçük gelmeye başlayınca belediyenin gösterdiği araziye daha büyüğünü kondurdular. Gazeteler: "İnşaata 26 milyon Avro harcandı" diye yazdı ertesi gün. Son 7-8 yıl içinde Almanya'da iyice palazlandılar. Alman okullarında başarısız olan Türk çocuklarını kısa sürede kendilerine çektiler, onlara sahip çıktılar! Her renkten Alman politikacıyı kısa sürede "zararsız Müslüman" ve "girişken genç işadamları" olduklarına inandırdılar. Böylece bugünkü güçlü konumlarına ulaştılar.
En son başarılarından(!) biri de Berlin'in Spandau semtinde, üzerinde sayısız bina ve kocaman bir otel olan 84 bin metrekarelik bir araziyi yok pahasına satın almaları. Ne mi yapacaklar bu dev alanda? İlk açıklamalarına göre bir "eğitim kampusu." Anaokulundan liseye her şey burada, bir arada! Sizin anlayacağınız bir "eğitim kampusu" değil, bir "eğitim gettosu" kuracaklar. Gülen hareketini ve ideolojisini Almanya'da tanıtmak için son yıllarda çaba gösterenlerin başında gelenlerden biri kabul edilen, onursal başkanlığını Gülen'in yaptığı Berlin FİD derneğinin başkanı Ercan Karakoyun'un, "Gülen hareketi Almanya için bir şanstır!" açıklaması çok anlamlı!
Gülenseverler'in Stuttgart'taki yeni okul binasının inşaatını üstlenen Wolff & Müller ilginç bir şirket. Web sitesinde yazdığına göre, 1936'da kurulmuş ve Hitler döneminde "hızlı bir çıkış" yapmış, 1945'e kadar sayısız büyük projeye imzasını atmış! Wolff & Müller 2010 yılında Stuttgart'ın tarihi istasyonunun bir bölümünü yıkma ihalesini aldığında çok ünlü bir yerel politikacının bu şirketin danışma kurulunda üye olduğu ortaya çıkmıştı. Onun, "Biz Gülen hareketinden değiliz, fakat onun kitaplarını okuyoruz, düşünce ve görüşleri hoşumuza gidiyor" diyenlere olan yakınlığı da sır değil! Partisi namlı bir Gülensever'i 2009 belediye meclisi seçimlerinde aday göstermişti. Şimdi o kişi ve çevresindeki Türk işverenler okulun en büyük destekçilerinden! Yıllarca inatla, "Niçin Fethullahçı değiliz diyorsunuz?" diye sorana, "Gülen adından rahatsız oluyoruz, çünkü o siyaset yapıyor" dediler. Şimdi aynı kişiler ona "hayran" olduklarını itiraf ediyorlar. Çünkü artık atı aldıkları gibi Üsküdar'ı çoktan geçtiler, çekinecek bir şeyleri kalmadı. İşte içinde bulunduğumuz bu aşamada Almanya'daki, yıllardır böylesine yaşamsal konuda sesi pek çıkmayan Türk toplumunu temsil eden kuruluşlara önemli görevler düşüyor… Bu nedenle "Göçmenlerin kültürel kimliklerini kaybetmeden toplumda yer alması için çabalıyor" diye tanıdığımız Berlin'deki Almanya Türk Toplumu yöneticilerine, Gülenseverler'in aralık ayında başkentteki o dev arsayı alması üzerine ne düşündüklerini sorduğumuzda az ötelerindeki gelişmelerden haberleri olmadığını söylemişler ve "Ne yapılabilir ki, arsa alıyorlarsa, biz enerjimizi kendi işimize verelim…" diye eklemişlerdi!
Hocaefendicilerin paralı okullarında Türk öğrencilerin oranı yüzde 90 civarında... Eğitim bilimcilerinin, "Uyumun başarılı olması için sınıflarda yabancı kökenli öğrenci oranı yüzde yirmiyi geçmemeli" demesi hiçbir işe yaramıyor. Gülenseverler'in okulunun açılışında konuşan eyalet başbakanı Kretschmann ("Bu okuldan geleceği parlak öğrencilerin yetişeceğine inanıyorum") ve büyükkent belediye başkanı Schuster ("Eğitim konsepti çocukların uyumunu kolaylaştıran bu okul girişiminiz için tebrik ederim; hem siz, hem de biz kazandık…") bu görüşü paylaşmıyor! Bir yöneticinin aynı gün gazetelere, "Biz bir Alman okuluyuz" diye beyanat verdiği okulun açılışını yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş konuşmasında Mevlana'nın bazı sözlerine de değindi. İşte bu konuşmasından kimi bölümler: "...Bu okul büyük bir fedakârlığın sembolü, uyumun en önemli temel taşlarından biridir... Tertemiz çocukları geleceğe hazırlamalı... Onlar güzel ellerde hazırlanırsa bütün topluma kazandırılır..." Topbaş aynı gün Milli Görüş sorumluları ve Gülensever işadamlarıyla da görüştü, akşam belediye başkanı Schuster'in veda toplantısına katıldı ve bir işadamının özel uçağıyla geç saatlerde vatana döndü. AKP milletvekili Hakan Şükür'ün okulun sponsorlarıyla bir araya geldiği basına kapalı toplantıya girenler cep telefonlarını dışarda bırakmak zorunda kaldı... Okulun açılışının ardından görüştüğümüz Hıristiyan Demokrat Parti'li ünlü bir politikacı şu açıklamayı yaptı: "Almanya'da Gülen hareketi şeffaf olmadığından şüpheler oluştuğu için örgütlenmesinin iç yapısını, finansmanını ve hedefini daha açık ortaya dökmek zorundadır."
www.ahmet-arpad.de

********************************************************************************

'Salonu vermeyin' dediler

Milliyet 27.10.2008

Almanya'da bugün Türkçe ve yarın da Almanca yapılacak olan "Fethullah Gülen hareketinin perde arkası" isimli konferansın moderatörü Gökay Sofuoğlu ise, Merdan Yanardağ'ın gözaltına alınması zamanlamasına dikkat çekti.
Almanya'da faaliyet gösteren 10 Türk derneğinin bir araya gelerek Stuttgart'ta konferans düzenlemeye karar verdiğini belirten Sofuoğlu, Stuttgart Belediyesi'nin salonunda yapılacak konferansa Merdan Yanardağ ile Ahmet Arpad'ın konuşmacı olarak davet edildiğini kaydetti.
Sofuoğlu, konferansın duyurulmasının ardından, Zaman gazetesinin Frankfurt bürosundan İsmail Kul'un, Stuttgart Belediye Başkanı'na bir mektup yazarak bu konferans için salon verilmemesini istediğini ve gerek konferansı düzenleyenlerin gerek konuşmacıların Ergenekon örgütüyle bağlantılı oldukları imasında bulunduğunu savundu. Sofuoğlu, belediye başkanının ise talebi kabul etmediğini belirtti.
Yanardağ'ın bu sabah Almanya'ya hareket etmesinin beklendiğini anlatan Sofuoğlu, şöyle konuştu:
"Almanca yapılacak toplantıya karşı ilgi oldukça büyümüştü, eyalet parlamentosundan ve şehir parlamentosundan, Stuttgart çevresindeki büyük şehirlerden oldukça fazla insanın konferansa katılacağı bildirildi.
Hatta Amerika'nın Frankfurt Konsolosluğu'ndan bir yardımcının da katılacağını duyduk. Ben bu gözaltının bir tesadüf olduğunu sanmıyorum. Bu toplantı oldukça ilgi görmeye başladı ve insanların kafasında burada birlikte çalıştıkları Gülen kurumlarına karşı soru işaretleri oluşmaya başladı. Konferansın iptal edilip edilmeyeceğine henüz karar vermedik."

********************************************************************************

Hocaefendi Almanya'da koruma altında!

Cumhuriyet, 18 Kasım 2007

Din baronunun peşinden giden yardakçıları Almanya gibi liberal bir ülkede kök salmasalardı şaşırmak gerekirdi. Kimler mi bu çıkarcı yardakçılar? Çoğu son on yılda Alman vatandaşlığına geçmiş işadamları, akademisyenler, üniversite öğrencileri, dini bütünler! Doksanlı yıllarda Türkiye'den yollanan Halil Şimşek dedikleri becerikli bir hocanın Stuttgart'ta tümünü etrafına toplamasıyla yola koyulmuşlardı. Bu hocayı Nurettin Veren 'in tanımasını, Hablemitoğlu 'nun raporlarında adının geçmesini hiç umursamamışlardı. İlk işleri hep birlikte öğrenci dernekleri kurup, dershaneler açmak olmuştu. Onlara: "Siz Hocaefendi'nin müritlerisiniz!" diyenlere kızmışlardı. Gazetecilere, araştırmacılara davalar açıp, gözlerini korkutmuşlardı. "Niçin?" diye soranlara hep: "O siyaset yapıyor, adından rahatsız oluyoruz" yanıtını vermişlerdi. Kısa sürede sinen kimi Türk asıllı politikacıyı, araştırmacı akademisyeni aralarına çekmişler, bir şeyler yazsın diye bir gazetede köşe bile vermişlerdi. Birkaç yıl sonra da dershaneleri yavaş yavaş özel okullara çevirmeye başlamışlardı. Bu girişimde de ilk adımı Stuttgart'lı Hocaefendiciler atmıştı! Halil hoca ile beraber öğrenci derneği kurmuş olan üniversiteliler birdenbire yaklaşık 3 milyon Avro'yu gözden çıkarmıştı. Para musluğunu iyi açan Almanyalı Hocaefendiciler son 4-5 yılda başka kentlerdeki küçük dershanelerini de özel okullara çevirmeye başladı. Aralarının hep iyi olduğu yerel politikacılar, belediyeler onlara karışmıyor. Eğitim müdürleri, yüzde doksan Türk çocuklarının devam ettiği okullar için: "Alman toplumuna uyumlarına engel" demiyor. Maliye de onlarca milyonluk yatırımların kaynağını sormuyor. Çoğu kentte bu okullara harcanan paralar orta halli işadamlarının (!) kurduğu dernekler üzerinden akıyor. Bu yöntemi de ilk uygulayanlar yine Stuttgart'takiler oldu. Hatta o kadar becerikli çıktılar ki, Hıristiyan Demokrat eyalet başbakanını, kent belediye meclisini bile yaptıklarının yararlı olduğuna çabucak inandırdılar. Önce Başbakan Oettinger 'le buluştular, el sıkıştılar, adama hediyeler verdiler, karısının vakfına 3 bin Avro bağışladılar. Ardından da üç yıl sürecek projelerine 700 bin Avro verilmesini eyalet başbakanının desteklemesini becerdiler. Bu projeye göre iş bulmakta güçlük çeken Türk gençleri Hocaefendici'lerin şirketlerinde pratisyen olarak çalışacak, derneğin abileri de onlara yardımcı olacaktı... Proje üzerine ön aşamada Stuttgart belediye meclisinde görüşmeler yapılırken, laik Türk İşadamları Derneği başkanının: "Bu kişiler Hocaefendici!" deyip, kimi tehlikeye dikkati çekmesi üzerine ayağa kalkan Yeşiller grup başkanı Werner Wölfle oldukça öfkeli konuştu: "Siz onlara nasıl Hocaefendi yandaşı dersiniz? Ben de size PKK yandaşısınız diyor muyum?" Toplantıya katılan ve projesine destek düşleyen işadamları derneğinin dini bütün başkanı da kızgınca sesini yükseltti: "Bize Hocaefendici demek çok büyük bir iftiradır!" Yeşiller'den Wölfle'nin geçen yıl bu sözüm ona Müslümanların İstanbul'daki yandaşlarını ziyaret ettiği bilinen bir gerçek... 700 bin Avro'luk proje, yabancılar meclisinin karşı çıkmasına rağmen bütün partilerin oyu ile kabul edildi. İstanbul'da Hocaefendici kuruluşları ziyaret eden başkaları da var. Almanyalı akademisyenler, işadamları, gazeteciler. Ve bu gazeteciler yıllardır Amerika'nın kucağından kalkmayan din baronunun aleyhine tek satır bile yazmıyor! Yazmadıkları gibi madalyonun öteki yüzünü anlatan yazı önerilerini de geri çeviriyorlar. Alman basınında Hocaefendi'nin hızla artan "eğitim kurumları" nı öven yazı ve haberlere ise giderek daha çok rastlanıyor. Stuttgart'ta dershane, okul, öğrenci ve işadamları dernekleri kuranlar bir yandan Zaman gazetesi ve F. Gülen kitaplarını yayımlayan İNİD, Darwinizm karşıtı H. Yahya ve F. Gülen kitaplarını pazarlayan Line-Marketing ile bir araya gelerek "diyalog derneği" FİD'i yaşama geçiriyor, Hocaefendi'yi de bu derneğin "onur başkanı" ilan ediyor, öte yandan da insanın gözünün içine baka baka hâlâ "bizim onunla ilgimiz yok!" demeye devam ediyorlar... Çoğu Alman saf da bilinçli ya da bilinçsiz bu gibilerine inanıyor!


********************************************************************************

Fethullahçılar Almanya'da güle oynaya...

Cumhuriyet 08.07.2007
AHMET ARPAD
STUTTGART


Var mı bize yan bakan! Bizler Fethullahçıyız. İşimiz iş, güle oynaya devam ediyoruz yolumuza Almanya'da emin adımlarla. Paramız bol! Bundan on yıl önce Almanya'nın üzerine serpiştirdiğimiz tohumlar artık yeşerdi. Almanya gibi liberal bir ülkede kök salmasak şaşardım. Öğrenciyiz, akademisyeniz, işadamıyız... Çekirdek kadrodan sayılan, 90'ların ortasında Türkiye'den gönderdikleri Halil Hoca sayesinde önce Stuttgart'ta, ardından da Ruhr Havzası'nda organize olduk. Halil Hoca'yı Nurettin Veren 'in tanıması, Hablemitoğlu 'nun Fethullah Gülen Raporu'nda onun adını vermesi umurumuzda bile değil. Onun sayesinde Stuttgart'tan sonra Berlin'de, Münih'te, Köln'de, Dortmund'da, Pforzheim'da, Nürtingen'de ve Augsburg'da da iyice palazlandık. Almanları "zararsız" Müslüman olduğumuza inandırdığımız için de emin adımlarla ilerledik ve bugünkü güçlü konumumuza ulaştık. Tabii bize karşı çıkanlar olmadı değil. Hele şu kimi "laik" Türkler belediyelerin ve politikacıların dikkatini çekmeye uğraşıp durdu. Fakat nafile! Tongaya basar mıyız hiç! Biz ılımlıyız, Müslümanız. Bize: "Siz Fethullahçısınız" demeye kalkanın gözünü dava açmakla korkutuyoruz. Alman gazeteciler bile üzerimize gelmeye cesaret edemiyor. Ellerinde kesin kanıt olanlar az. Gözlerinin içine baka baka "Bu bir iftiradır!" diyoruz. Kendimizi iyi pazarladığımızı da unutmamak gerek. Örgütlenme her kentte hep aynı şekilde gerçekleşiyor. Buraya "okumaya gönderilen" genç Türk üniversite öğrencileri ile genç "işadamları" bir araya geldi mi iş tamam. Türkiye'den öğrencilerin buraya yollanması çoğu kez İstanbul'daki yurtdışı eğitim danışmanlığı denen kuruluşlarımız aracılığıyla oluyor. Buradaki çekirdek kadromuzun tümü Alman pasaportlu, şık giyimli, yakışıklı. Hepimiz Almancayı çok iyi konuşuyoruz, çevremiz geniş. Nazik ve de işini bilen becerikli kişileriz! Biz Almandan daha akıllıyız! "Laikler" istedikleri kadar uğraşsınlar, bize engel olamıyorlar. Kimi eyalette her renkten Alman politikacı bile bize arka çıkmaya başladı. Tabii Zaman gazetesi de bizden yana. Hocaefendinin Türkçe ve Almanca kitaplarını yayımlayan INID, "Biz Gülenci değiliz" diyenlerin kurduğu ve Hocaefendinin onur başkanı olduğu FID ve Fethullah Gülen ile Harun Yahya 'nın kitapları dahil bir sürü dini bütünün eserini (!) pazarlayan Line-Marketing gibi kuruluşlar bizim temelimiz. Almanlar bize niçin kötü gözle baksınlar? Biz Hocaefendiciler bol para harcayıp, dershaneler, okullar açarak Türk ve yabancı çocukların eğitimine (!), uyumuna (!) destek oluyoruz. Stuttgart'taki ortaokul ve lise bize 3 milyon Avro'ya mal olmuştu üç küsur yıl önce. Şimdi patlama yapacağız, daha büyük yer arıyoruz. Bir araya gelip kurduğumuz "işadamları derneği" okulun sponsoru! Tüm "kazancımız" Hocaefendinin ideolojisine helal olsun! Alman yasalarındaki boşlukları ideolojimiz uğruna başarıyla kullandığımızı itiraf etmeliyim. Toplumdaki liberal düşünce yapısından yararlanmasını da iyi beceriyoruz. Her renkten politikacı, yerel belediye ve kilise adamıyla ortak çalışmaya çaba gösteriyoruz. Biraz yüzlerine güldük mü, destekleri garanti. O kadar ki, bir eyaletin başbakanı bile bize inandı. Bizimle buluştu, elimizi sıktı, hediyemizi aldı, vakfına bağışladığımız 3 bin Avro'yu kabullendi. Ardından da üç yıllık genç pratisyenler projemize 700 bin Avro verilmesine önayak oldu! Bu projeye göre gençler şirketlerimizde çalışacak, bizim abiler de onlara destek olacak... Bu arada Türk asıllı kimi politikacı, eğitimci, aydın eskisi Alman pasaportlu bilim adamı, 28 Şubat'ın ardından yakasına Atatürk rozeti takmışı, çıkar peşinde koşan Alman ve Türk yazar çizer takımı giderek daha çok peşimizden gelmeye başladı.
Kimi karşıtımız inatla sormaya devam ediyor: "Niçin Fethullahçı değiliz diyorsunuz?" Biz de o zaman adamın gözünün içine baka baka: "Gülen adından rahatsız oluyoruz" yanıtını veriyoruz.
"O siyaset yapıyor!" Gerçeği söylemeye ne gerek var? Hocaefendinin geçmişi belli. Almanlara onun takımından olduğumuzu itiraf ettik mi, parasal desteklerini de kesecekler. Enayi miyiz? Geri planda dinci baronun iplerimizi elinde tuttuğunu öğrendiklerinde eğitime el atmamızı engelleyecekler. Bu nedenle de ne yapıp edip, basın dahil herkesi susturmaya devam etmeliyiz... Hocaefendici olduğumuzu bilen şu laikleri kızdırmaya da! 

www.ahmet-arpad.de

********************************************************************************

Hocaefendi artık rüyalarıma giriyor!


Cumhuriyet 19.02.2006
AHMET ARPAD
STUTTGART


Bizler Hocaefendi'nin Almanya'daki adamlarıyız. On yıl önce küçükten küçükten başlamıştık işe. Zamanla iyice palazlandık. Almanları "zararsız" Müslüman olduğumuza inandırdığımız için de hiçbir engelle karşılaşmadık, hep emin adımlarla ilerledik ve bugünkü güçlü konumumuza ulaştık. Tabii bize karşı çıkanlar olmadı değil. Hele ilk yıllarda buradaki kimi "laik" Türkler belediyelerin ve politikacıların dikkatini bize çekmeye uğraşıp durdu. Fakat Almanların bütün işi gücü "radikal" Müslümanlarla olduğundan biz boş ve rahat bir ortam bulduk. Kendimizi iyi pazarladığımızı da unutmamak gerek. 90'lı yılların ortasında Türkiye'den gönderdikleri Halil Hoca'nın önce Stuttgart'ta, sonra da Ruhr havzasında attığı tohumlar kısa sürede yeşerdi. Bu başarılı hocayı Almanya'dan sonra İspanya ve İsviçre'ye de yolladılar. Bizler artık Almanya'da tek başımıza güçleniyor, güneyden kuzeye gitgide daha çok dershane ve özel okul açıyoruz. Örgütlenme hep aynı şekilde oluyor. Burada okuyan ya da okumaya gönderilen genç Türk üniversite öğrencileri, gençten "işadamları" bir araya geldi mi iş tamam. Tabii tümümüze yakını Alman pasaportlu, Almandan daha şık giyimli, yakışıklı. Hepimiz Almancayı çok iyi konuşuyoruz, çevremiz geniş. Nazik ve de işini bilen becerikli kişileriz! "Laikler" istedikleri kadar uğraşsınlar, yırtsınlar, bize engel olamıyorlar. Artık Cem Özdemir gibi politikacılar bile bize arka çıkıyor... Biz de ona Zaman'da köşe verdik, bir şeyler yazsın diye. Almanlar son yıllarda daha çok Arapların peşinde. Arda sırada Milli Görüş'le Süleymancıları denetledikleri de oluyor. Hem bize niçin kötü baksınlar? Biz Hocaefendici'ler bol paralar harcayıp dershaneler, okullar açarak Türk ve yabancı çocukların eğitimine, dolayısıyla da uyumuna destek oluyoruz. Stuttgart'ta açtığımız orta- okul ve lise bize 3 milyon Avro'ya mal oldu. Paranın tümü cebimizden çıktı! Bir araya gelip kurduğumuz "işadamları derneği" okulun sponsoru! Tüm "kazancımız" Hocaefendi'ye helal olsun! Tabii ben de bu arada rahata kavuştum sayılır. Stuttgart'ın az dışında üç katlı bir villa yaptırdım. Kapısındaki arabalar Mercedes. Bu arada büyük bir marketin de sahibi oldum. Her türlü gıda malzemesi satıyorum. Raflarda her marka rakı ve şarabı da bulabilirsiniz! Ne varmış bunda? "Laikler" şaşırıyor. Hele sıkmabaşlı kadın eleman çalıştırmadığımı fark edince daha çok şaşkına dönüyorlar! Sapa yerdeki dükkânımda müşteri az da olsa önemli değil! İşim yine de tıkırında, derneğimiz üyesi diğer "işadamları" gibi... Yataktan fırladım. Her yer karanlık. Sağa sola çarparak kendimi odadan dışarı attım. Afakanlar basmıştı. Buzdolabını açtım, soğuk su şişesini ağzıma dayadım, kana kana içtim! Hocaefendi artık rüyalarıma girmeye başlamıştı.
www.ahmet-arpad.de




******************************************************************************** 

Kâbusla gelen ihanet

Zaman 13.03.2006
Ahmet Arpat'ın 19 Şubat 2006 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki ... Şimdi Ahmet Arpat çileden çıkmasın da ne yapsın!ftp.zaman.com.tr/hamdi-yilmazer/kabusla-gelen-ihanet_512472

********************************************************************************

Fethullahçılar Almanya'da emin adımlarla...

Cumhuriyet 13.03.2005
AHMET ARPAD
STUTTGART


11 Eylül'den bu yana Almanya'daki sayısız İslamcı kuruluş tam bir "çıkarma" yaptı. Süleymancılardan Nurculara, Rabıta'dan Müslüman Kardeşler'e, Milli Görüş'ten Fethullahçılara... Tümü de 11 Eylül'ün yarattığı gergin ortamı çıkarları uğruna başarıyla kullanıyor. Alman yasalarındaki boşlukları çok iyi biliyorlar. Toplumdaki liberal düşünce yapısından yararlanmasını da hiç çaktırmadan iyi beceriyorlar. Başarılarının en önemli "reçetesi" de takıyye. Kimi zaman ortak çalıştıkları her renkten politikacı, yerel belediyeler ve kilise adamları destekçileri arasında! Son birkaç yılın en büyük atılımını Fethullahçılar yaptı Almanya'da. Doksanlı yılların ortasından başlayarak ülkenin birçok kentine önce genç öğrenciler yolladılar. Genç nesil "işadamları" şirketler kurdular. Bunlar ardından bir "hoca" nın yönetiminde dershaneler açtılar. Buralara çoğu Türk ortaokul ve lise öğrencisi kabul edildi. Alman okullarının müdürleri ve kent belediyeleri, hemen hemen bedava verilen bu destek kurslarına tabii "hayran" oldu. Bu aşamaya gelinmesinde Halil Şimşek adlı bir hocanın büyük rolü olmuştu. Fethullah Gülen' e yakın, çekirdek kadrodan sayılan ve Dr. Necip Hablemitoğlu' nun Fethullah Gülen Raporu'nda adı geçen Halil Hoca son on yılda Almanya, İspanya ve İsviçre'deki örgütlenmenin mimarı, başadamı! Stuttgart'taki başarısız birkaç girişimin ardından onun gelip, çevresine birkaç açıkgöz üniversite öğrencisini toplamasıyla sonunda bu kentte sağlam bir temel atmasını becermişlerdi. Hali Hoca da Stuttgart'taki misyonu bitince Ruhr havzasına, oradan da Madrid'e yollanmıştı. Son 4-5 aydır Zürih'e kurmuş çadırını...

Stuttgart'a attığı temelin ne kadar sağlam olduğu, geride bıraktığı adamlarının bundan 6 ay önce dershaneyi özel liseye çevirmesiyle kanıtlandı! Kurucu genç akademisyenlerin lise açmak için yaptıkları 2 milyon Euro'ya yakın masrafın kaynağı, ne eyalet eğitim bakanlığının, ne belediyenin, ne de eğitim müdürlüğünün umurunda! Önce dershaneyi, ardından da liseyi açarken ayyuka çıkan "Kurucular Fethullahçıdır!" iddialarını resmiler pek önemsemiyor. Kurucular da bu konuyu yazan gazete ve gazetecilere hemen dava açıyor. Kısa süre önce Stuttgart Belediyesi yabancılar sorumlusunun "Gülen'e yakın olduklarını biliyoruz, yurtdışından destek geldiğini de tahmin ediyoruz, ancak kanıtlayamıyoruz" sözlerini yayımlayan bir Alman gazetesi, sorumlunun: "Ben bu sözleri söyledim" demesiyle dava edilmekten kurtuldu. Stuttgartlı "misyonerler" daha önceki yıllarda da kendilerine "Fethullahçı" diyen gazetecilerle araştırmacı uzmanları açtıkları davalarla susturmuşlardı... Sormuştuk o günlerde: "Niçin size Fethullahçı denmesini istemiyorsunuz?" Öfkeli olmuştu yanıtları: "Gülen adından rahatsızlık duyuyoruz. O siyaset yapıyor." Fakat eldeki bütün veriler yine de dershane ve lise açanların Fethullahçı olduğunu kanıtlıyor. Öte yandan Mannheim'da da lise açma çabaları devam ediyor. Stuttgart yakınlarındaki Nürtingen'de de örgütleniyorlar. Dört katlı bir binayı satın almışlar bile. Karşı çıkmak isteyen makamların eli kolu bağlı. Kimine göre Fethullahçı olmalarına karşın "Hayır, değiliz" demelerinin tek nedeni, geçmişi ve amaçları bilinen "dinci baronun" adamları oldukları kanıtlandı mı, Alman resmi makamlarının yabancı çocukların eğitimine el atmalarına izin vermeyeceğinden korkmaları. Geri planda dinci bir liderin ipleri elinde tuttuğu eğitim kuruluşlarına Almanların göz yummayacağından korkuyorlar. Bu nedenle de ne yapıp yapıp bugüne dek basın dahil herkesi susturmasını becerdiler. Onları övmek Almanya'da da serbest. İplerini pazara çıkarıp eleştirmek ise yasak! Biraz inatla ve dikkatle üzerlerine gittiniz mi tümünün Fethullah Gülen bağlantılı olduğu apaçık. Örneğin, mayıs ayında Berlin Senatosu salonlarında bir "Diyalog" toplantısı yapmayı planlıyorlar. Düzenleyen derneklerden biri Gülen'in kitaplarını Almanya'da yayımlayan kuruluş. Diğeri de Zaman gazetesi elemanlarıyla Stuttgart'ta lise açanların ortaklaşa kurduğu bir dernek. Berlin'deki toplantının konuşmacıları Hocaefendi'nin Abantçıları! Aralarına birkaç Almanla bizim Cem Özdemir' i de katmışlar. Almanya Federal Meclisi Başkanı Wolfgang Thierse' den de bu toplantıyı himayesi altına almasını istemişler. Kabul edeceğinden hiç şüpheniz olmasın.

www.ahmet-arpad.de

********************************************************************************

'Ben Fethullahçı değilim...'

Cumhuriyet, 4 Ağustos 2002
 
Fethullah Gülen 'e yakınlık duyanlar tabii Almanya'da da var. Bunların kurduğu "eğitim merkezleri" ülke yerel politikacılarının çoğu yerde "gözdesi". Ne de olsa toplumun itelediği yabancı çocuklarına Süleymancılarla Milli Görüşçülerin yanı sıra Fethullahçılar da "sahip çıkıyor". Çoğu eyalette politikacıların desteğini alarak okullar açan, eğitimsiz ve işsiz gençlerin topluma uyumlarını sağlayan (!) "iyiliksever" din kardeşlerimizin Alman politikacılarla arası iyi. Okulları belediyelerden destek bile alıyor. Almanya'daki Türkler ve Türkiye üzerine araştırmalar yapan bir kuruluşun bir elemanının 2000 yılında hazırladığı listeye göre "Amerikalı Hoca" nın hayranları Stuttgart'ta da organize olmuştu. Okul kuruyor, dernek açıp Türk üniversite öğrencilerini "bağırlarına" basıyorlardı. Her yıl temmuzda düzenlediği törenlerde kimi Alman yerel politikacılara "ödüller" dağıtan bu okulun adı, bir "deprem yardımı" nedeniyle 2 yıl önce basında sık sık geçmişti. Stuttgart'ta bir lisede öğrencilerin topladığı 3 bin marklık deprem bağışı, sözü geçen okul "aracılığı" ile, adı uzun süre basından gizlenen Yalova'daki Özel Yüce Bilgili İlköğretim Okulu'na aktarılmıştı! Niçin gizledikleri ise araştırmalarımız sonucu ortaya çıkmıştı. Çünkü Yalova'daki müdür Şakir Bey , eski bir din öğretmeni idi; Fethullahçı olarak tanınıyordu. Bu arada bazı ilginç gelişmeler olmaya başlamıştı. Sözü geçen Stuttgartlı okul bunları haber yapan bir Alman gazetesini mahkemeye vermişti. Çünkü gazeteci, "eğitim merkezi" nin Fethullah'ın Almanya'daki dershanelerinden biri olduğunu söylüyordu. Elindeki sağlam kaynak, bu ülkedeki Türkler üzerine araştırmalar yapan kuruluşun "Almanya'daki Fethullah Gülen okulları listesi" idi. Yargıç kararını verdi, gazete bu listeye dayanarak Stuttgart'taki "eğitim merkezi" nin Hoca'ya bağlı olduğunu yazabilirdi. Fethullahçılar bu kez de araştırma kuruluşunun elemanını mahkemeye verdiler Derken tarafların aniden anlaştığı duyuldu. Araştırma kuruluşu yaptıkları listenin yanlış olduğunu belirtti, ısrarla: "Bu dershane Fethullahçı" diyen eleman da iddiasını geri aldı! Stuttgartlı okulun dört kurucusu arasında Türk-Alman Akademisyenler Birliği de var. Bunların tüzüğünde, birlik kapandığında malvarlığının Ankara'daki Tacettin Eğitim Vakfı'na devredileceği yazıyor. Bu vakıf, değişik uzmanlara göre Fethullah'a yakın bir kuruluş. Bazı araştırmalarımız bir şeyi daha gözler önüne serdi: "Biz Fethullahçı değiliz!" diyenlerin çıkardığı aylık gazete Sayfa'nın, Fethullah Gülen'in ve İslam ve Diyalog Bilgilendirme Enstitüsü'nün de internet sayfalarını hazırlayan Fetanet Internet Services sorumlusu hep aynı kişi. Stuttgartlı dershane yöneticisine sorduk: "Niçin ısrarla 'Ben Fethullahçı değilim' diyorsunuz? Fethullah Gülen'e niçin karşısınız?" Yanıt kısa oldu: "Ben Gülen adından rahatsızlık duyuyorum." Soruyoruz: "Hoca Efendi sizi niçin rahatsız ediyor?" Yanıt yine kısa: "Bizim Gülen'le ilgimiz yok. O siyaset yapıyor." Sıkıştırıyoruz: "Fethullah Hoca üzerine ne düşünüyorsunuz?" Yanıt: "Türkiye bağlantılı bir konu olduğu için görüş bildiremeyeceğim. Bizim amacımız Almanya'daki Türk ve yabancı gençlere eğitim vermek."
Israrla, ben Fethullahçı değilim, demesine, hatta iki mahkeme açmasına ve tazminat talep etmesine karşın Fethullahçı olmadığını söylemekten kaçınması ilginç ve düşündürücü. Her türlü yoruma da açık... 


********************************************************************************

Umstrittene Bildungsinitiative

Deutschlandradio Kultur
http://www.deutschlandradiokultur.de/umstrittene-bildungsinitiative.1001.de.html?dram:article_id=234729
18.01.2013 - Ahmet Arpad bekennt offen, kein Freund der Gülen-Bewegung zu sein...

********************************************************************************

Die Gülen-Bewegung (Hizmet). Herkunft, Strukturen, Ziele, Erfahrungen

Friedmann Eißler (Hg.)
EZW-Texte 238, Berlin Oktober 2015, 220 S.
http://www.ezw-berlin.de/html/119_6935.php

********************************************************************************

Der lange Arm des Imam - Das Netzwerk des Fethullah Gülen

WDR Die "story". Ein Film von Yüksel Uğurlu und Cornelia Uebel.
https://www.youtube.com/watch?v=SBljP77h7lM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder